İçeriğe geç

Merkantilistler aşağıdakilerden hangisine karşı çıkar ?

İnsanlık ve Ekonominin Birleşim Yeri: Merkantilizme Antropolojik Bir Bakış

Kültürlerin çeşitliliğini keşfetmek, insanlık tarihinin her yönünü daha iyi anlamamıza olanak tanır. Birçok kültür, varlıklarını, kimliklerini ve ekonomik yapıları ritüellerle, sembollerle ve değerlerle şekillendirir. Bazen, dünya üzerindeki farklı toplumları gözlemlerken bir fikir belirir: Ekonomik ve kültürel sistemler, tıpkı toplumların akrabalık yapıları gibi, birbirini etkileyen ve şekillendiren bir ağ oluşturur. Merkantilizm, bu bağlamda, modern ekonomik düşüncenin tarihsel bir parçası olarak önemli bir yer tutar. Ancak, antropolojik bir perspektifle bakıldığında, merkantilistlerin ekonomik ve kültürel normlara karşı durduğu şey yalnızca ticaret değil, aynı zamanda kültürlerarası etkileşimdeki güç dinamikleridir.

Peki, merkantilistler neye karşı çıkıyorlardı? Başka bir deyişle, ekonomiyi yalnızca kar ve mal alışverişi üzerinden değerlendiren bu görüş, sosyal yapıları, kültürel kimlikleri ve toplumsal normları nasıl etkiliyordu? Antropolojinin ışığında, bu soruya yalnızca ekonomik bir bakış açısıyla değil, kültürel görelilik ve kimlik inşası perspektiflerinden de yaklaşacağız.

Merkantilizmin Temel İlkeleri: Ekonomi ve Gücün Birleşimi

Merkantilizm, 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Avrupa’da egemen olan bir ekonomik düşünce akımıdır. Bu akımın temel ilkesi, zenginliğin yalnızca bir ülkenin toprakları üzerinde üretim yaparak değil, aynı zamanda dış ticaretle ve özellikle ithalatı sınırlayarak elde edilebileceğiydi. Merkantilistler, bir ulusun ekonomik başarısını, onun dış ticaret fazlasına ve altın rezervlerine dayandırdı. Ancak, bu teoriye karşı çıkanlar, sadece mal ve servet birikiminin değil, insanların yaşam biçimlerinin, kültürel inançlarının ve sosyal yapılarının da bir ekonomiyi şekillendirdiğini savundular.

Antropolojik Bir Perspektif: Kültürel Görelilik ve Ekonomi

Antropoloji, insan davranışını, toplumsal yapıları ve kültürleri anlamaya çalışan bir disiplindir. Her kültürün, kendine özgü normları, değerleri ve ekonomik sistemleri vardır. Bu noktada, kültürel görelilik kavramı devreye girer. Kültürel görelilik, bir kültürün değerlerinin ve normlarının yalnızca o kültürün bağlamında doğru olduğunu savunur. Merkantilizmin etkisi altındaki toplumlardaki ekonomik fikirlerin evrensel olarak doğru olduğunu söylemek, kültürlerarası anlayış eksikliklerine yol açabilir.

Örneğin, geleneksel bir balina avcılığı toplumu için ekonomik başarı, altın biriktirmekten çok, avcılıkla elde edilen kaynakları doğru şekilde paylaşmak ve bu işin sosyal ritüellerini sürdürmektir. Bu tür bir toplumda, ekonomi ile kültür birbirinden ayrılamaz. Oysa merkantilist düşünce, toplumların doğayla ve insanlar arası ilişkilerle kurduğu bu tür dinamikleri göz ardı eder ve yalnızca ticaretin artmasını hedefler.

Kimlik ve Ekonomi: Merkantilizmin Toplumsal Yansıması

Ekonomi ve kimlik arasındaki ilişki, toplumları şekillendiren güçlü bir faktördür. Kimlik, bir bireyin ya da bir topluluğun kendini tanıma ve anlamlandırma biçimidir. Merkantilistlerin bakış açısına göre, ekonomi sadece parasal kazançla ölçülen bir araçtır. Ancak, bir toplumun kimliği sadece ekonomik başarılarına dayanmaz; toplumsal bağlar, kültürel ritüeller, aile yapıları ve diğer sosyal normlar da kimliğin temel yapı taşlarıdır.

Antropologlar, toplumların ekonomik yapılarını incelerken kimlik oluşturan faktörlerin yanı sıra, ekonomik ilişkilere nasıl bakıldığını da sorgular. Merkantilizm, özellikle iş gücü ve sermaye arasındaki ilişkilere dair dar bir bakış açısı sunar. Oysa ki kültürel kimlikler, bazen bu ekonomik ilişkilerden çok daha karmaşıktır.

Geleneksel bir Afrika toplumunda, örneğin Gana’daki Akanlar arasında “soul of the land” (toprağın ruhu) gibi bir anlayış vardır. Bu topluluklar, toprakla olan ilişkilerini yalnızca ekonomik kazançlarla değil, aynı zamanda kültürel ve ruhsal bir bağla tanımlar. Eğer merkantilistlerin etkisi altında bu topluluklara dış ticaret politikaları dayatılsaydı, toplumun kimliği büyük bir tehdit altına girebilirdi. Çünkü ekonomik ilişkiler sadece para kazanma amacını değil, aynı zamanda kültürel bir bağlılık ve toplumsal düzeni de içerir.

Toplumsal Ritüeller ve Ekonomi: Ekonominin Sosyal Boyutu

Ritüeller ve semboller, toplumların değerlerinin ve inançlarının somutlaşmış halidir. Merkantilizmin eleştirilebileceği bir başka önemli nokta, ekonomik düşüncelerini genellikle soğuk ve mekanik bir şekilde dayatmasıdır. Örneğin, Avusturalya’daki Aborjin toplumlarında, ekonomi genellikle ritüel ve toplumsal etkinliklerle iç içedir. Toplum, belirli mevsimlerde avlanma ve avlancılık ritüelleri yaparken, bu süreç aynı zamanda toplumsal bağların güçlendirilmesine, kimliğin pekişmesine ve yerel ekonominin sürdürülebilirliğine hizmet eder. Merkantilist anlayış ise, bu tür kültürel ve ritüel bazlı ekonomi sistemlerini genellikle dışlar ve yalnızca kâr odaklı bir yaklaşım sunar.

Farklı Kültürlerden Antropolojik Örnekler

Antropolojik sahada yapılan çeşitli çalışmalarda, farklı kültürlerin ekonomik sistemleriyle ilgili çok farklı anlayışlara rastlanmıştır. Papua Yeni Gine’deki Melanezyalılar, örneğin, “kavram” adı verilen bir takas sistemine dayanır. Burada, ekonomik işlemler yalnızca mal ve para ile değil, aynı zamanda kültürel anlam taşıyan nesneler ve ritüellerle de gerçekleştirilir. Bu tür toplumlarda, ekonomik ilişkiler sembolik değerler taşır ve toplumsal bağların güçlendirilmesi amacıyla şekillenir. Merkantilizm ise bu tür toplulukları “gelişmekte olan” olarak etiketler ve onları piyasa ekonomilerine dahil etmeye çalışır.

Bir başka örnek, Güney Asya’nın birçok köyünde yerel ekonominin nasıl işlediğini anlatan saha çalışmalarıdır. Bu topluluklar, genellikle iş gücünün paylaşılmasına dayalı bir işbirliği ekonomisi ile işler. Bu sistemde, bir köylü sadece kar elde etmeyi değil, toplumsal işbirliği ve paylaşıma dayalı bir düzeni de gözetir. Merkantilist düşünce ise, bu tür işbirliği modellerini göz ardı eder ve her şeyin ticaretle ölçülmesi gerektiğini savunur.

Sonuç: Merkantilizme Karşı Çıkan Kültürel Eleştiriler

Merkantilistler, dış ticaretin, altın birikiminin ve devlet müdahalesinin gerekliliğini savundular. Ancak, kültürel görelilik ve antropolojik bakış açısıyla bakıldığında, bu düşünce sistemi, birçok yerel ekonomik pratiği, kültürel normu ve toplumsal yapıyı göz ardı etmektedir. Her kültür, kendi tarihsel bağlamında şekillenen benzersiz bir ekonomik sisteme sahiptir ve bu sistemin yalnızca para ve kar odaklı bir biçimde analiz edilmesi, kültürel kimliklere zarar verebilir.

Sonuç olarak, merkantilizme karşı çıkanlar yalnızca ekonomik bir duruş sergilememişlerdir; aynı zamanda kültürel çeşitliliği, toplumsal yapıları ve insan kimliğini de savunmuşlardır. İnsanların ekonomiyi sadece bir mal ve para alışverişi olarak değil, toplumları şekillendiren bir kültürel süreç olarak görmeleri gerektiğini söylemişlerdir. Bu, sadece ekonomi ile ilgili değil, aynı zamanda insanlıkla ilgili derin bir farkındalık gerektirir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betexper güncel girişbetexpergir.net